Hitit Döneminde Demir Çağı

Demir Çağı
Hitit döneminde (MÖ 1800-1200) Anadolu’da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu. Ancak MÖ 1200’lerde Troya VII’nin ve Hititler başkenti Hattuşaş’ın Balkanlar’dan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa, Demir Çağı’na girdi. Demir Çağı, Anadolu’da yazının yeniden kullanılması ile Frigya Krallığı’nda MÖ 730, geri kalan izmir tarihi Orta ve Batı Anadolu’da ise MÖ 650 yıllarına kadar sürmüştür. Kazılarda fazla miktarda çıkarılan keramik ürünlerden anlaşıldığına göre, Demir Çağı boyunca Eski İzmir’de Hellas’tan göç eden, Aioller ve İonlar yaşıyordu. Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamıştır. Bayraklı/Tepekule Höyüğü’nün MÖ 1050 yıllarında kurulmaya başlayan yerleşmesinin Hellas kökenli olduğu anlaşılmaktadır.[1]

Kazılarda fazla miktarda çıkarılan keramik ürünlerden anl1aşıldığına göre, Demir Çağı boyunca Eski İzmir’de bugünkü Yunanistan bölgesinden göç eden Aioller ve İyonlar yaşıyordu. Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamıştır. Bayraklı/Tepekule Höyüğünün MÖ 1050 yıllarında kurulmaya başlayan yerleşmesinin Helen kökenli olduğu anlaşılmaktadır.[1]

Dört yüz yıl devam eden bu ilkel dönem boyunca başlıca beş yerleşme katı saptanmıştır. Bunlar:

1. Aiol yerleşmesi (MÖ 1050-MÖ 1000)
2. Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleşme (MÖ 1000-MÖ 875)
3. Erken ve Orta Geometrik yerleşme (MÖ 875-MÖ 750)
4. Geç Geometrik yerleşme (MÖ 750-MÖ 675)
5. Subgeometrik yerleşme (MÖ 675-MÖ 650)
Söz konusu beş tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte başlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmaktadır. Kazılarda elde edilen Aiol keramiği Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve Geometrik stildeki kap kacak ise genelde Attika vazoculuğunun bir devamı kabul edilmektedir.[1]

Demir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı izmir yapılardan oluşmakta idi. Gün yüzüne çıkarılan en eski ev MÖ 925 ile MÖ 900 yıllarına tarihlenmektedir. İyi korunmuş hâlde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45×4 m) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı. Erken Geometrik dönemden itibaren (MÖ 875’ler) bu tek odalı evler at nalı biçimli bir avlunun üç bir yanını çevirmekte idiler. Eski İzmirliler kentlerini MÖ 850’lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya başladılar. Bu tarihten itibaren Eski İzmir’in bir kent devlet kimliği kazanmış olduğu söylenebilir. Kenti “Basileus” adı verilen bir beyin idare ettiği olasıdır. Göçleri gerçekleştirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluşturuyordu. Kent duvarları içinde yaşayan nüfus olasılıkla bin kişi civarındaydı. Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açıklanan dönemde (MÖ 750-650) ise yarımadanın nüfusu daha kalabalık olup belki de 1.500 kişiyi aşıyordu. Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu. Bu köylerde, bu çağdaki Eski İzmir’in tarlaları, zeytin ağaçları, bağları, çömlekçi ve taşçı işlikleri yer alıyordu. Geçimi tarım ve balıkçılıkla sağlanıyordu.[1]

 

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2021 SağlıkSokağı - Theme by WPEnjoy · Powered by WordPress